Arşiv

Archive for Eylül 2011

Viral Reklam Virüsü Yayılıyor

Özellikle sosyal medya’da aktif gençler tarafından yayılan viral reklam internet üzerinde genellikle video veya resim şeklinde yayınlanan ve sosyal paylaşım siteleri veya mail yoluyla ağızdan ağıza yayılan yeni nesil reklam metodudur.

İnsanların “like” veya “share” etmesini sağlamak için bu yayınlanan videoların gerçekten çok ilgi çekici olması gerek.Ajansların creative özelliğinin zirve yaptığı bu reklam tipinde reklamın sıkıcı imajı değiştirilerek; keyifle izlenilebilir, hatta çevre ile paylaşılarak izlenmesi sağlanabilir.Yani reklamveren reklamın müşteri kitlesine ve potansiyel müşteriye ulaştırılması işini reklamı izleyenlere bırakıyor, bu kadar basit 🙂

Bu tarz reklam yapan ajansların sayısı arttıkça viral reklamın kalitesi de her geçen gün artıyor.Mesela bugün izlediğim Yedigün’ün viral dizisinde yaratıcı ajans Karbonat yaratıcı ekip  batesmotelpro ile birlikte harika bir iş çıkarmışlar.Buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. Sitesinde Batesmotelpro‘nun 2011 yılı için en çok güvendiği ve inandığı yazan bu projede 3000’den fazla filmde benzer karakterleri seslendiren 9 duayen ses, patlak sokaklar karakterlerini büyük bir keyifle seslendirmişler.Bu arada 6 dk’lık bu mini viral dizide ‘Sütü Seven Kamyoncu’, ‘Bana Kitap Al’, ‘Esmeralda’ gibi gençlerin gözdesi olan videoların yaratıcısı Volkan Öge, Tansu Tunçel ve Ömür Cedimağar rol alıyor.

İlgimi çeken bir diğer viral reklam bir ingiliz markası olan Hi-Tec‘e ait.Buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.Görüldüğü gibi sadece youtube’da 10,579,025 kişi tarafından izlenmiş.Şimdilik 27,311 like almış.16,788 kişi bu videonun altına yorum yapmış.Bu rakamlara facebook, twitter bloglar ve forumlar da katılınca; geleneksel kitle iletişim araçlarıyla ve az bütçeyle asla ulaşamayacağınız kadar insana ulaşmış oluyorsunuz.Markanın hedef pazarı genç kitleye ulaşmak ise viral marketing çok yaratıcı bir çözüm olabilir tabi kampanyanızın yaratıcılığı ve başarılı bir pr çalışması ile doğru orantılı olarak bu rakamlar  değişebilir.

Bugün Türkiye’de viral reklam deyince akla gelen ilk kampanya Gitti Gidiyor’un “eski sevgiliye kapak olsun” başlığı ile başarı ile yürüttüğü kampanyadır.Paramarka ajansının gerçekleştirdiği video yayınlandıktan bir gün sonra ulusal kanallarda ve yüksek tirajlı gazetelerde haber şeklinde yayınlandı ve başarılı pr çalışmalarının da etkisiyle sadece 1 ay içerisinde 4.750.000 kişiye ulaştı,Fulya’nın facebookta açılan hayran sayfasına 4 saat içinde 68.000 arkadaşlık teklifi gelmiş,  bloglar üzerinde 6300 yazıya konu olmuş ve internet üzerinde kullanıcılar tarafında 47 cevap videosu çekilmiş.Videoda kullanılan her şey titizlikle araştırılmış mesela özellikle erkeklerin ilgisini çeken konular ile ilgili objeler kullanılarak etki arttırılmak istenmiş.Örneğin top erkeklerin 1 numaralı ilgi alanı futbolu ,gecelik seksi çağrıştırırken, fotoğraf makinesi ise erkeklerin bir diğer ilgi alanı teknoloji merakına hitap ediyor.

Viral reklam doğru kullanıldığında hedef pazar ve potansiyel müşterilere hızlı ulaşımı sağlarken kendi gözlemlerime göre bazı dezavantajları da olabiliyor.Video içinde gizli reklam bir süre sonra anlaşıldığında videoyu izleyen  insanlar üzerinde olumsuz bir etki yaratabiliyor.Gizli reklamı “kandırılmak”,”aptal yerine konmak” şeklinde algılayan bazı kişiler buna kanmadıklarını göstermek amacıyla olumsuz yorumlar yapabiliyorlar.Ekşi sözlükte yayınlanan “Fake”, “reklam kokuyor”, “insanları gerizekalı yerine koymanın yeni bir adıdır olsa olsa” şeklinde yorumlar markanın imajını olumsuz yönde de etkileyebilir.THY kampanyasında da bu tarz tepkilerle karşılaşmıştım mesela facebookta bu videoyu paylaşan arkadaşlarmın videolarının altına yorum yapanlar aynı sinirli tepkiyi verdiler.Ama yine de kampanyanın bütününe bakarsak olumlu yönlerinin olumsuz yorumlara oranla çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim.

Pelin Hasanoğlu

Reklamlar

Dijital Dünyada Yıldızı Parlayan Yeni Kariyer Alanları

Çok değil bundan 4-5 sene önce dijital ajanslar yeni yeni seslerini duyurmaya başlarken kreatif ajanslardan dijital ajanslara geçişlerin başladığını fark edip, dijital ajansların nasıl bir kariyer fırsatı sunduğunu ve kimleri işe aldıklarını tartışırdık. Bu süre içinde dijital ajanslar giderek daha da önemli hale geldi, hatta artık dijital reklam bütçeleri geleneksel reklam bütçelerini aşmaya başladı.

Şimdi ise dijitalin yarattığı yepyeni alt konularda kariyer fırsatlarından ve ajansların insan kaynakları sıkıntılarından bahsediyoruz. Sosyal medya, online oyun, mobil bu alanlardan en önemlileri. Bu üç alanda İK açısından nasıl sıkıntılar yaşanıyor, ajanslar kimlerle çalışmak istiyor, bu yeni alanlarda kariyer yapmak isteyenleri neler bekliyor sorularını şu sırada sıklıkla eleman ilanlarına rastladığımız ajanslara sorduk, işte aldığımız yanıtlar.

Sosyal medya uzmanı olmak kolay mı?

Bu alanlardan belki de en hızlı gelişeni sosyal medya. O kadar yeni bir alan ki pek çokları tarafından daha ne olduğu bile anlaşılmaya çalışılıyor. Ama sosyal medyayı ilk kullanmaya başlayan ve Twitter’da Facebook’ta çok sayıda takipçisi olan kişiler, teker teker ben sosyal medya uzmanıyım diye ortaya çıktılar. İşin gerçeği ise elbette o kadar da kolay değil. İşte bu yüzden sosyal medya hizmeti veren dijital ajanslar ya da sosyal medya ajansları çalışabilecekleri insanları bulmakta zorlanıyor.

Semin Özmoralı – Pixelplus Genel Müdür Yardımcısı

Örneğin bünyesinde hem dijital medya ve interaktif pazarlama hizmetlerini hem de artık başlı başına dev bir sektör olan sosyal medya hizmetlerini barındıran 55 kişilik bir ekibe sahipPixelplus’ın Genel Müdür Yardımcısı Semin Özmoralı, ekiplerini büyütürken en çok zorlandıkları alanın sosyal medya olduğunu belirtiyor. Aradıkları özelliklerde deneyimli sosyal medya çalışanı bulmanın gerçekten çok önemli bir sorun teşkil ettiğini belirten Özmoralı aslında henüz oturmuş bir geçmişi olmayan sosyal medya sektöründe bunun normal olduğunu ve mühendislik, tıp, hukuk gibi yerleşmiş, alt uzmanlıklarına ayrılmış, buna uygun yaygın yüksek öğretim imkanları olan bir meslek dalından bahsetmediğimizi dile getiriyor.

Aradıkları özellikleri ise şöyle sıralıyor Özmoralı: “Bu alanda daha önce çalışmış olmak aradığımız en temel özellik ancak burada ‘çalışmış olma’ kısmı çok iyi tanımlanmalı. Sosyal medya için metin yazarlığı yapan kişi ile moderatörlük yapan ya da kampanya fikri geliştiren kişi ve müşterinin yönetiminden sorumlu olan kişi aynı deneyime sahip olmuyor. Bu tip benzer fonksiyonları üstlenmiş olmanın, sosyal medya adayına ne kattığına çok iyi bakmak lazım. Global pazarlarda neler olup bittiğini takip etmek açısından yabancı dil bilgisi ve araştırma yeteneği, okuduğunu analiz edip nasıl uyarlayabileceğini bilecek kadar iş dünyası deneyimi, sosyal medya projelerinin üretim süreçlerini yönetebilecek olgunluk ve titizlik, müşterilerin beklentilerini ve ilişkilerini idare edebilecek profesyonellik ve disiplin.”

Eğitimi ajanslar kendi veriyor

Hasan Başusta – Promoqube Dijital Pazarlama Stratejisti

Yeni bir alan olmasından dolayı eğitim de önemli bir sorun aslında. Şu anda çeşitli sertifika programları bulunsa da sosyal medya eğitimi almış eleman bulmak kolay değil. Sosyal medya ajansı Promoqube, bunun çözümünü eğitimi kendileri vermekte bulmuş.

Promoqube’un çalışacak kişileri seçerken tecrübe, eğitim, okunulan bölüm gibi kıstaslar koymadığını belirten Dijital Pazarlama Stratejisti Hasan Başusta, çalışanlarını yeni mezunlar arasından seçip, kendilerinin eğittiklerini belirtiyor ve bu yüzden de 1,5 yılda 3-4 kişiden 55 kişiye çıkan bir ajans olarak hızlı büyümenin tüm sıkıntılarını ve keyfini yaşadıklarını ancak çalışan bulma konusunda çok büyük sıkıntılar çekmediklerini belirtiyor. Başusta, “Promoqube’ü sektöre eleman yetiştiren bir okul gibi görüyoruz, birçok çalışanımız yeni kurulan ajanslardan sürekli teklifler alıyor ve bu bizi çok gururlandırıyor” diyor.

Takipçi sayısı bir kriter değil

Promoqube’un dikkat çeken bir özelliği de çalışanlarının genelde sosyal medyada çok takip edilen ve tanınan isimler olması. İşe alımlarda sosyal medyada takipçi sayısının bir kriter oluşturup oluşturmadığını sorduğumuzda Başusta’nın yanıtı “Hayır” oluyor.

Başusta“Ajansımızda sosyal medyada çok takip edilen birçok kişi olsa da bu bir kriter değil.  Daha iyi işler yapan kişilerin bilinçli olarak perde arkasında kalmayı tercih ettiklerini defalarca tecrübe ettim.  İyi bir sosyal medya çalışanı, kendi yaratıcı düşünceleri olan, dünyadaki trendleri takip eden ve markanın ihtiyaçlarını toplulukların gücünü kullanarak çözebilmeyi düşünebilen ve uygulayabilen kişidir” diyor.

Bu konuda Özmoralı ise, “Sosyal medya uzmanı unvanı taşıyan kişilerin profillerindeki takipçi sayısı bir noktaya kadar işverene fikir verebilir ancak kişi sayısından çok, o platformları nasıl kullandığına, kendini nasıl ifade ettiğine bakmak lazım” diyor. Özmoralı bu konuda bir başka konuya daha dikkat çekiyor ve şunları dile getiriyor: “Sosyal medyada yazıp çizerken, adımızı taşıyan bu alanların kolaylıkla ‘kişisel alanlarımız’ olduğu yanılgısına kapılabilirsiniz. Oysa ki herkesin istediği an açıp okuyabildiği, takip edebildiği bu sosyal alanlara bırakılan izler, o profillerin izleyici sayısından çok daha önemlidir. Adayın paylaşımlarının tonu ve sıklığı, paylaşım ve ilgi alanları, marka ve kurumlarla ilgili olabilecek olumlu ya da olumsuz konularda kendini nasıl ifade ettiği, sosyal medya uzmanı arayan şirketler için en önemli göstergelerdir.”

Geleceğin trendi mobil  

İnsan kaynağı sıkıntısı çekilen bir başka önemli alan da geleceğin trendi olan mobil alan. Tüm veriler geleceğin mobil çağı olacağını gösteriyor. Çeşitli araştırmalardan verilerin derlenerek hazırlandığı yazıda da belirtildiği gibi 2015 yılı mobil cihazların internete erişimde kişisel bilgisayarları alt edeceği yıl olarak görülüyor. IDC’ye göre bugün 2 milyar dolayında kabul edilen internet kullanıcı sayısı 2015′te 2,7 milyara ulaşacak. Mobil internet kullanımı ise 2010-2015 arasında yüzde 16.6 oranında artacak.

Geçen yıl üretilen 100 milyonu aşkın akıllı telefona karşılık 92 milyon kişisel bilgisayarın üretilmiş olması ve mobil uygulama tarafındaki öngörüler 2015′i mobil internet çağına giriş kapısı yapıyor.

Bu kadar önemli bir alan olan mobil kariyer açısından da büyük olanaklar vadediyor elbette ama her hızlı gelişen alan gibi mobil alan da kalifiye eleman bulmakta zorlanıyor.

Fatih İşbecer – Pozitron Kurucusu

Kendilerini mobil yazılım firması olarak konumlandıranPozitron’un Kurucusu Fatih İşbecer, mobil mecranın son dönemlerde çektiği ilgi kendileri için insan kaynağı açısından bir avantaj yaratsa da “Türkiye’de nitelikli insan kaynağı bulmak firmaları zorlayan bir aktivite, ancak iş yazılım sektörüne gelince, bu süreç hem daha da zorlaşıyor hem de rekabet son derece artıyor” diyor.

Hangi pozisyonlarda açık var?

En büyük zorluğu ise yaptığı işi, faaliyette bulunduğu sektörü kişisel ilgi alanı olarak gören ve teknik, akademik birikim olarak nitelikli adayları bulmak olduğunu belirten İşbecer’e göre yerini doldurmakta en zorlandıkları pozisyonlar Kıdemli Yazılım Mühendisleri, Nitelikli Proje Yöneticileri ve İş Analistleri.

İşbecer, “Türkiye’de hem teknolojiyi bir hayat felsefesi olarak benimsemiş, gelişmeleri global düzeyde takip eden, hem bu konuda lisans üzeri eğitim almış, dokümantasyon yeteneği olan, hem de anadil mertebesinde ingilizce bilen nitelikli “teknolojist”ler bulmak gerçekten çok zor”diyor.

Senior’lar öğrenmek için junior gibi çaba sarf ediyor

Arda Kertmelioğlu – Mobilera Kurucu Ortağı ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı

Eğitim sorunu mobil ajansların da gündeminde. Üstelik sürekli ve çok hızlı bir gelişme yaşanmasından dolayı senior pozisyonlardakilerin bile öğrenme süreçlerinin devam etmesi gereken bir alan mobil.

Mobilera Kurucu Ortağı ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Arda Kertmelioğlu bu durumu şu sözlerle dile getiriyor: “Mobil pazarlama ve reklam, aslında hâlâ çok yeni ve niş bir alan. Bu alanda ilk hareket etme avantajını yaşayanlar, daha öncesi olmayan bir işte, benchmark alınma sorunu yaşamadan özgürce keşfettiler mobil dünyayı. Oysa şimdi belli bir ustalık seviyesi oluştu. Dolayısıyla kulaktan dolma ya da sonradan öğrenme ile mutfaktan yetişme arasındaki fark bariz şekilde ortaya çıkıyor. Bu nedenle senior pozisyona ihtiyaç da duysanız, senior birini de işe alsanız, bu kişi; mobili öğrenmek için junior gibi çaba sarf etmek, başka bir deyişle ise baştan başlamak zorunda kalabiliyor. Bu da elbette belli bir öğrenme dönemi yaşanmasını gerektirebiliyor.”

Şekip Can Gökalp – Mobilike Kurucusu

Bunun yanında eğitimin yeterli olmamasından dolayı şirketler işe aldıkları elemanları kendileri eğitme yoluna gidiyorlar.Mobilike Kurucusu Şekip Can Gökalp, “Bizim için eğitimden çok ‘kumaş’ daha önemli” diyor ve ekliyor: “2-3 aylık eğitim süresi katlanılabilir bir maliyet. İyi eğitim, çalışkanlık, odaklanma becerisi, hırs gibi temel özellikler ve elbette başarılı bir geçmiş önemli” diyor.

Mobil alanda çalışacaklarda aranan özellikler

Peki mobil ajanslar kimlerle çalışmayı tercih ediyor? Ne tip özelliklere sahip olanların kariyer şansları daha yüksek?

Kertmelioğlu çalışacakları kişilerde aradıkları özellikleri şöyle açıklıyor: “Tabii ki ve öncelikle yaratıcı olması gerekiyor. Mobil dünyaya ve mobil geleceğe tutkuyla bağlı olması. Adeta kendisi dünyaya geldiğinde mobil varmışçasına davranabiliyor, yasayabiliyor olması. Ve en önemlisi kendi motivasyonunu yaratabiliyor olması ve iş geliştirme konusunda kendi motivasyonunu kendi kendine bulabiliyor olması. Önceden bir ajans (Kreatif, Stratejik, Medya, Dijital, Mobil) ve/veya marka/reklamveren tecrübesi olması da ciddi avantaj.”

Fatih İşbecer ise aradıkları nitelikleri detaylı bir şekilde şöyle listeliyor:

“Global düzeyde teknolojik gelişmeleri yakından takip eden,
Proje süreçleri ve yönetimi konusunda görev bilinci çok üst düzeyde olan, projeyi benimseyen, projesine sahip çıkan,
Anadil mertebesinde İngilizce bilen,
Yazılım süreçlerini anlayan, bu süreçleri takip edebilen veya yürütebilen,
Şirket içi ve şirket dışı iletişimi çok kuvvetli
Girişimcilik becerilerini, fikirlerini şirketin avantajına kullanan kişiler.”

İşbecer kendileri için akademik geçmiş ve referansların da önem taşıdığını beliriyor ve yurtiçinde ağırlıklı olarak İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent, Sabancı ve Koç Üniversitesi mezunlarını tercih ettiklerini söylüyor.

En çok oyun oynayan ama oyun geliştirmeyen ülke Türkiye

Gelişmekte olan bir diğer alan da online ve sosyal oyun alanı. Her ne kadar Türkiye genç nüfusuyla dünyada en çok oyun oynayan ülkeler arasında gösteriliyorsa da Türkiye’de oyun sektörü daha gelişme aşamasında ve kendi oyunlarını geliştirmiş ve pazara sunmuş Türk firma sayısının iki elin parmaklarını geçmiyor.

Gamester Kurucu Ortağı ve İş Geliştirme Direktörü Onur Karcı işte bu nedenle bireysel oyun geliştiricilerinin büyük kısmının geçmişte kendilerine Türkiye’de yeterli bir çalışma ortamı görmediklerinden başka alanlara kayarak bu alanlarda uzmanlaştıklarını düşünüyor ve dolayısıyla oyun konusunda uzmanlaşmış tecrübeli ekip üyesi bulmak konusunda zorlandıklarını dile getiriyor. Ancak son dönemde gerek yurtiçinde gerek yurt dışında başarıya ulaşmış yerli oyun geliştirici firma sayısının artması ve haliyle artan kariyer olanakları genç geliştiricileri sektöre çekmeye başladığı görülüyor. Karcı, önümüzdeki dönemde oyun geliştirici eksiğinin giderek azalacağından umutlu olsa da şu anda sektörde özellikle oyun tasarımı, PHP geliştirici, 3D ve Actionscript geliştirici açığı bulunduğuna dikkat çekiyor.

“Mektepli” oyun geliştirici yok

Sektörde eğitimle ilgili bir açığın da olduğuna dikkat çeken Karcı“Yurtdışında eğitim alanları saymazsak ülkemizde henüz “mektepli” geliştirici kavramından söz etmek için erken. Oyun geliştirme ile ilgilenen birçok kişi, bu işe gönül vermiş ve tamamen kendi imkanları ve çeşitli fedakarlıklar ile kendini geliştirmiş durumda” diyor. Bu nedenle çalışacak ekip üyelerini ararken alınan eğitimden ziyade bilinen programlama dillerine önem verdiklerini belirten Karcı, “PHP, Actionscript, Javascript, My SQL, Apache, 3D modelleme vs. konularında oyun geliştirme disiplinleri üzerine eğilmiş tecrübeli kişiler bizim tercihimiz” diyor.

Karcı ayrıca sektörün kariyer anlamında gençlere sunduğu avantajlardan da bahsediyor ve “Son dönemde yayınlanan raporlara göre online oyun pazarı, 2013 yılında offline oyun pazarını geçmiş olacak. Gerek ülkemizde, gerek yurtdışında çok sayıda başarılı oyun firması bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda da bu sayı daha da artacaktır. Özellikle ülkemiz dünyanın en önemli pazarlarından biri olarak önem kazanıyor. Bu da, önümüzdeki dönemlerde oyun sektöründe zaten var olan yetkin insan ihtiyacının daha da artacağını gösteriyor” diyor.

Gençlere tavsiyeler

Peki görüş aldığımız kişiler bu üç alanda kariyer düşünen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunuyorlar? İşte cevapları:

Sosyal Medya

Promoqube Dijital Pazarlama Stratejisti Hasan Başusta:
Fark yaratmanın sırrı

“Sosyal medyanın verimliliğinin sorgulanmaya başladığı bir döneme giriyoruz, markalar sosyal medya üzerinde yarattıkları toplulukların verimliliğini sorgulamaya başladıklarında verimsiz yatırımlarını durdurmak isteyecekler bu nedenle sosyal medyayı sadece topluluk yönetmek veya moderasyon yapmak gibi gören sosyal medya çalışanları gelecek dönemde zorlanabilir. Burada, sosyal medya teknolojileri, sosyal CRM, sosyal medya ürün ve platformları üzerinde uzmanlaşan kişilerin fark yaratacağını düşünüyoruz.”

Pixelplus Genel Müdür Yardımcısı Semin Özmoralı :
Sosyal medya Alice Harikalar Diyarı değil

“Gençlere sosyal medya dünyasında olup bitenlerin iş dünyasında kurumlar ve markalar için ne anlama geldiğini anlayacak altyapıya biran önce sahip olmalarını tavsiye ederim. Sosyal medya, bu sektörde çalışanlar için eğlence ve maceralarla dolu Alice Harikalar Diyarı değil; kurumların varlıklarını devam ettirmek ve kazançlarını arttırmak için dikkatli, ölçülü ve başarılı olmaları gereken kıran kırana bir pazarlama arenası… Bu arenaya donanımlı çıkmalılar.”

Mobil

Mobilera Kurucu Ortağı ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Arda Kertmelioğlu:
Mobili hayat tarzı olarak belirlemek gerek

“Mobil, görünürde giriş bariyeri olarak kolay bir alan olarak gözükse de, aslında kendi içinde son derece komplike ve çok yönlü bir endüstridir. İnternet, telekom, yazılım, donanım, pazarlama, reklam, CRM, doğrudan pazarlama ve bunun gibi pek çok farklı disiplin ve iş kolunu içeren bu okyanusta başarılı olmak için, ‘mobil’i bir hayat tarzı olarak benimsemek ve onun doğasına uygun yaşamak, bu dünyada kalıcı olabilmek için yolun yarısıdır.”

Pozitron Kurucusu Fatih İşbecer:
Belli bir alanda uzmanlaşmak gerek

“Bu alanda kariyer yapmak isteyenlerin mobiliteyi, teknolojiyi hayatlarının merkezine koymaları gerekiyor. Mutlaka uzmanlaşmaları gereken bir alan da olması lazım. Bu alan Grafik Tasarım da olabilir, iPhone uygulama geliştirme, Android uygulama geliştirme veya Mobil Pazarlama da olabilir ama mutlaka belirli konularda uzmanlaşmak gerekiyor.”

Mobilike Kurucusu Şekip Can Gökalp:
Okul sırasında bu işe başlanmalı

“Her alanda olduğu gibi, okul sırasında aktif olmak ve piyasaya giriş yapmak çok önemli. Staj, part-time çalışma, boş zamanlarda full-time çalışma fırsatlarını yaratmak ve değerlendirmek faydalı olacaktır. Bir de hala almadılarsa hemen gidip bir akıllı telefon alsınlar.

Online ve Sosyal Oyun

Gamester Kurucu Ortağı Onur Karcı:
Her disipline biraz “bulaşmak” gerek

“Oyun geliştirme süreçleri, çok farklı disiplinlerin birbiriyle koordineli bir şekilde iç içe geçmesiyle oluşuyor. Dolayısıyla benim öncelikli önerim, gençlerin oyun geliştirmenin hangi kısmında uzmanlaşmak istediklerine karar vermeleri olacaktır. Bunun için de tabi ki her disipline basitçe de olsa ‘bulaşmak’ gerekir. Günün sonunda hangi alan daha çekici geliyorsa o konuda uzmanlaşmak daha doğru olacaktır.

Görünen o ki konu edindiğimiz yeni alanlar kariyer açısından iyi bir gelecek vadediyor. Her üç alanda da ortak bir görüş var ki o da bunların yeni alanlar olmaları nedeniyle doğal olarak eğitim ve tecrübe açığını bu işlere kendini adayarak ve kendi kendini eğiterek kapatmanın gerekliliği. Bunu yapanlar için bu alanlarda gelecek parlak görünüyor.

Burçin Tarhan yazısı webrazzi.com

Sosyal Medya Reklamcılığı

Arama motoru reklamcılığı halen online reklam pastasının en büyük parçası olmasına rağmen BIA/Kelsey, sosyal medyada online reklam ekonomisinin 2015′te 8.3 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Arama motoru reklamcılığının önümüzdeki senelerde daha geri planda kalmasına neden olacak bu gelişme ile sosyal medya daha fazla önem kazanacak.

BIA/Kelsey’in yaptığı araştırmaya göre 2010 yılında $2.1 milyar olan sosyal medya reklam gelirleri 2015 yılında $8.3 milyara ulaşacak ve U.S. local medya yıllık tahminlerine göre yıllık büyüme oranı %31.6 civarında olacak.BIA/Kelsey’in analist ve program müdürü Jed Williams Facebook’un reklam gelirlerinde baskın bir pay almasının süpriz olmadığını söylüyor.

Yapılan araştırmalara göre sosyal medya hayatımıza yerleştikçe reklam verenlerin de ilgisini arttırarak bu alanda bütçelerini arttırmaya yönelik medya planları yapmasına neden olacak.Durum böyleyken her geçen gün sayıları artan sosyal medya ajansları bu konuda kendini geliştirmiş uzmanlar arayışına girdiler ancak sosyal medya, yapısı gereği tüketiciyle şimdiye kadar olmadığı kadar birebir iletişim gerektiriyor. En ufak bir yanlışın bir anda krize dönüşebilme olasılığının büyük olduğu bu mecranın yönetimi, işte bu nedenlerle çok önemli. Peki bu hem önemli hem de riskli mecranın yönetimini marka kendi içinde mi yapmalı yoksa bu konuyu uzman bir ajansın ellerine mi teslim etmeli?

Bu konuda görüşler birbirinden ayrılsa da sosyal medya ajansıyla çalışma yoluna giden şirketlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.SocialMediaExaminer.com tarafından yapılan Nisan 2011 tarihli 2011 Social Media Marketing Industry Report (2011 Sosyal Medya Pazarlama Sektörü Raporu), sosyal medya hizmetlerini dışarıdan alan şirket sayısının geçen yıla göre %14’ten %28’e yükseldiğini gösteriyor.

Türkiye’de sosyal medyada aktif markaların pek çoğunun tüm sosyal medya yönetimini bir ajansa teslim ettikleri ya da proje bazlı da olsa bir ajansla çalıştıkları göze çarpıyor. Ancak yine de aktif makalar listesinde sosyal medya çalışmalarını kendi yürütmeyi seçen markalar da var. Peki kim hangi nedenlerle ajanstan hizmet almayı tercih ediyor; kim, neden yönetimi kendi üstlenmek istiyor? Sosyal medya yönetimi ajanslara verilmeli mi? İşte görüşler…

“Ajans marka ruhunu yansıtamaz”

Avea Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Hakan Kaplan

socialbakers.com’a göre Facebook’ta 1 milyon 300 bine yaklaşan takipçisiyle Türkiye’nin en çok “beğenilen” markası konumunda bulunan Avea, sosyal medya yönetimini kendi bünyesinde yapmayı tercih ediyor. Bu tercihin nedenini Avea Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Kaplan şu sözlerle açıklıyor: “Sosyal ağlarda neredeyse tüm kullanıcılar gerçek kişilikleri ve profilleri ile yer alıyorlar. Bunun, sosyal medyanın bu kadar güçlü olmasında önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz. Durum böyleyken, markaların da bu mecrada gerçek kişilikleri ve iletişim tarzları ile varlığını sürdürmesi gerekiyor. Markaların bu ortamda en iyi temsilinin, bizzat marka içerisinden seslenen, markayı her gün yaşayan ve deneyimleyen kişiler tarafından yapılabileceğine olan inancımız sebebiyle bu mecranın yönetimini içeride, Avea ekibi ile sürdürülmesini tercih ettik. Şirket dışı kaynaklar kullanarak kurulan iletişimde marka ruhunun tam anlamıyla yansıtılamayacağını düşünüyoruz.”

“Ajans avantaj sağlıyor”

TTNET Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı İlker Koçak

Bunun yanında sosyal medya yönetimini tamamen ajansa teslim eden markalar da oldukça fazla. Bunlardan biri Türkiye’de sosyal medya ajansı kullanmaya başlayan ilk markalardan olan TTNET. İlk kez Kasım 2009’da sosyal medya departmanını kurduklarını belirten TTNET Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı İlker Koçak, bir ajans ile birlikte çalışmanın avantajlarını şöyle anlatıyor: “Ajansın sosyal medya sektörü hakkında uzmanlaşmış kadrosu sosyal medya iletişimimize yön veriyor ve bizim ihtiyaçlarımıza uygun projeler geliştirilmesinde avantaj sağlıyor. Özellikle ajansımızın dijital pazarlama konusundaki yenilikleri takip kabiliyeti ve yorumlama yeteneği TTNET’in dijital iletişimine yön veriyor. Sosyal medyada 7/24 desteğimiz var ve ajansımız bu konuda da destek oluyor.”

Hesap yönetimi içeride, özel projeler ajansta

Starbucks Türkiye Pazarlama ve Kategori Direktörü Gülben Tuncaakar

Ayrıca sosyal medya yönetiminin büyük kısmını kendi bünyesinde yapan ancak proje bazlı olarak ajanslarla çalışmayı tercih eden markalar da var. Bunlardan biri olan Starbucks Türkiye, tüm Twitter ve Facebook hesaplarının yönetimini kendi ekibi ile gerçekleştiriyor, bunun yanında raporlama ve bazı özel projeler için ajans desteği alıyor.Starbucks Türkiye Pazarlama ve Kategori Direktörü Gülben Tuncaakar, Starbucks içindeki ekibin hem Facebook hem Twitter hesaplarını gün içinde düzenli olarak takip ettiğini ve misafirlerden gelen tüm soru, yorum ve geri bildirimlere tek tek geri dönmeye çalıştıklarını belirtiyor. Bunun yanında ajans desteği aldıkları raporlamanın anlık olarak yakalayamadıkları ama gün içinde Starbucks’tan bahseden tüm misafirlerinin beklenti ve sorularına çok daha hızlı yanıt vererek aksiyon almalarına olanak sağladığını ekliyor. Starbucks ayrıca misafirlerinin interaktif katılımını sağlamaya yönelik projelerde de ajans ile çalışmayı tercih ediyor. Tuncaakar, “Bu çalışma yöntemi bu alandaki güncel uygulamaları takip etmemiz ve ajansın bilgi birikiminden faydalanmamız açısından bizlere çok yardımcı oluyor” diyor.

Ajans desteği hangi konularda alınıyor

2011 Social Media Marketing Industry Report sonuçlarına göre şirketler bazı konularda sosyal medya ajanslarının desteğine daha çok başvuruyor. Bunların başında tasarım, geliştirme, içerik üretimi ve raporlama/ölçümleme geliyor. Ancak en az ajans desteği alınan konular olarak topluluk yönetimi ve etkinliklerin canlı “tweetlenmesi” görülüyor.

Project House Yönetici Ortağı Serhat Akkılıç

Bu araştırmada ortaya çıkan sonuçlara benzer olarak Project House Yönetici Ortağı Serhat Akkılıç, sosyal medya yönetiminde kuruma da düşebilecek görevler olduğunu belirtiyor ve “Sosyal Medya’nın kurum içi operasyonlarına kilitlenmesi gereken müşteri ilişkileri yönetimi alanı, Sosyal CRM’in kurum içindeki operasyonel tarafı, topun kuruma düştüğü yerler olabilir. Ancak bu durum bir ajans ile çalışmamak gibi radikal bir karardan ziyade, bu dikey alanlara odaklı iç kaynak kullanımına gidip, diğer alanlarda bir iş ortağına ihtiyaç duymayı da gerektirebilir” diyor. “Kendi beyin ameliyatlarını kendileri yapmak isteyen markalar tabii ki olacaktır, ama bu dünyanın tüm fırsatlarını planlı olarak değerlendirmek isteyen kurumlar işin bir kısmını kendi içlerinde yapsalar da mutlaka bir ajans yapısından destek almaları gerekecek” diyen Akkılıç şöyle devam ediyor sözlerine: “Ayrıca bu alanı marka için kullanabilmek tek düzlemli bir oyun alanı değil. Pek çok farklı yetenek setlerini (strateji, yaratıcı fikir, yayıncılık yeteneği, camia yönetme, kriz yönetimi, teknoloji geliştirme…) marka tarafında istihdam edip uzmanlaşmak, kurumsal yapılarda bu ruhu yaşatmak çok kolay olmadığı için ajans yapısına ihtiyaç kaçınılmaz olacak.”

“Sürekli mesaj veriyorsan ajansa ihtiyacın var”

Dekatlon Buzz Genel Koordinatörü Anıl Altaş

Dekatlon Buzz Genel Koordinatörü Anıl Altaş da marka bilinirliği için yeterli bütçesi olmayan şirketlerin sosyal medya hesaplarını ajans yardımı almadan, daha küçük operasyonlar çerçevesinde yapılandırabildiklerini dile getiriyor. Ancak kullanıcılara ve tüketicilere sürekli mesaj vermek durumunda olan markalar için, bu mesajların geri dönüşleri de düşünüldüğünde mutlaka profesyonel bir destek alınması gerektiğini vurguluyor. Atlaş, sosyal medya ajanslarıyla çalışmanın getireceği avantajları ise şöyle sıralıyor: “Konvansiyonel medyada ölçümün ve geri beslemenin zor olacağı detaylı birçok veriyi, sosyal medya profesyonellerinin analiz etmesi sonucunda, proaktif çalışmalar için markaya en doğru hedef kitle araştırmalarının sunulması önemli avantajlardan. Tabi bu sadece tek bir dinamik. Bunun dışında sosyal medyada iletişim dili stratejisini ve hangi mecralar üzerinden marka topluluklarının yönetileceğini profesyonel sosyal medyacılara bırakmak gerekiyor.”

Ajans markanın sesi olabilir mi?

Anlık tepki vermek ve markanın sesi görevini üstlenmek gereken bu mecrada tüketiciyle birebir iletişimi marka dışında bir ajansın yürütmesi bir riski de beraberinde getiriyor. Peki ajansla çalışan markalar bu riskin önüne nasıl geçiyorlar?

Bu konuda ortak görüş, marka tarafında ajansla sürekli ilişki halinde bir sosyal medya ekibinin konumlandırılması gerekliliği.
TTNET, ajanslarıyla uzun süreli çalışmalarının ajansın markayı iyi tanıması sonucunu doğurduğunu belirtiyor ve “Bizim tarafta sosyal medyaya destek veren bir ekibin çalışması ve ajans ile iletişimde doğru programların kullanılması sosyal medyada alınması gereken aksiyonların süresini azaltıyor” diyor.

Altaş da bu konunun önemine dikkat çekerek, “Ajanslar, çalıştıkları markaların kurumsal hassasiyetleri hakkında mutlaka bilgi sahibi olmak durumundalar. Bu noktada hızlı aksiyon alınması için gereken en önemli şey, marka tarafında da ajansın ihtiyaçlarına cevap verecek çalışanların sürekli aktif olması ve koordinasyonu en hızlı şekilde sağlamasıdır” diyor.

Akkılıç ise iyi bir planlamanın önemini vurguluyor ve “Doğru operasyonel planlama, yetki yönetimi, kural setlerinin tanımlanması, neyin, kim tarafından ne zaman ve nasıl iletişileceğine karar verilmesi gibi, bizim Project House olarak Sosyal Medya danışmanlık hizmetlerinde cevapladığımız soruların cevaplanması şart. Aksi takdirde bu işi değil ajansta, kurum içinde farklı departmanlar arasında bile yönetmek çok zor hale gelir. Eğer doğru planlanmış bir operasyon süreci varsa, meselenin ajans tarafında veya müşteri tarafında yürütülmesi anlık cevap verilmesi sorunundan ziyade, başka kriterlerin kararı haline gelir” diyor.

Sizin görüşleriniz ne yönde? Sizce markalar müşterilerimle kendi sesimle konuşmalıyım deyip sosyal medya yönetimini kendisi mi yapmalı yoksa bir ajansın tecrübesinden faydalanmak için kendini bir sosyal medya ajansına mı teslim etmeli?

Kaynak:webrazzi.com