Arşiv

Archive for the ‘advertising’ Category

2015 Pinterest Trendleri

Pinterest  yeni yıla girmeden önce Amerika, Japonya, Brezilya, İngiltere ve Almanya’da en çok aratılan trend kelimeleri bloğunda açıkladı. Bu verilere göre İskandinav İç Tasarım fikirleri, küçük dövmeler ve vegan yemek tarifleri global olarak Pinterest’te aratılan ortak kelimeler arasında.

Amerika:

Harry Potter

il_570xN_791248831_orac

Lob Hair

 Lob, Long Bob Hair (Uzun küt saç) kelimelerinden türetilmiş  bir kelime. 2015 yılının trendlerinden olan saç kesimi  Pinterest’in arama sonuçlarına da yansımış görünüyor.

ed7239b2e1f78abfffe5dc6fb62934cc

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Iceland

İzlanda Manzara fotoğrafı deyince akla gelen en güzel doğa harikası Avrupa ülkelerinden birisi. Amerikalıların da hayallerini süsleyecek ki Pinterest’te en çok aranan kelimeler arasında yer almış.

iceland

Men’s Fashion

Erkek modası da ilgi çeken konular arasında.

mens

Pallet Projects

Bir istif paletinden ne yaratıcı şeyler yapılabiliyor görmek için Pinterest’te Pallet Projects diye aratabilirsiniz. Pinterest’te kendin yap projeleri arasında en çok aratılan konu.

570e7b43535232d86402e8ae17f883cd

Bathroom Storage

Banyo düzenlemesi organizasyonu ciddi bir iştir. Bathroom Storage, Pinterest’te birbirinden yaratıcı banyo düzenlemelerini görmek için aratılan kelimelerin başında geliyor.

310b5174fc5ac241e96945468e7351e2

Small Tattoos

Tüm vücudu kaplayan kocaman ejderha dövmelerinin yanında oldukça naif duran minnacık dövmeler bu sene oldukça revaçta.

large

 

Scandinavian Interiors

İskandinav İç Dizaynı Amerikalı Pinterest kullanıcıları için trend konular arasında. Sadelik ve beyazın ön planda olduğu bu temiz görünüm gerçekten iç açıcı.

4cb03e80bbacc2eb9937e7e4a59b39b5

 

Vegan Recipes

Kim demiş Veganlar hamburger yiyemez diye… Günümüzde sayıları gittikçe artan Veganlar için hazırlanan Vegan yemek tarifleri içinde yok yok. Hayvansal hiç bir ürün kullanmadan yapılan bu yemekler arasında veganların asla yiyemeyeceğini düşündüğümüz burger, taco veköfte tarifleri bile var.

5707c209c3798341448b5d718562d6a2

Japonya’da aratılan başlıca konular ise; Eggs benedict, New Year’s cards, Detox water, Glamping, Botanical, Marsala, Cheese fondue,Christmas decorations, Lifehacks and Wedding welcome boards

Glamping

(Glamorous Camping) Gözalıcı büyüleyici kamp anlamına gelen bu trend anlaşılan Japonlar arasında oldukça popüler. Normal doğa kampının çok daha konforlu ve ihtişamlısını düşünün. Tabi evinizdeki rahatlığı ve konforu aratmayacak bu kamp türü için hatırı sayılır miktarda parayı gözden çıkarmak gerekebilir.

1b396048461553e7fd51817189ab40eb

Marsala

2015 yılının en moda rengi. Şarap rengi, bordonun yeni adı olan Marsala Japonya’da en çok aratılan trend konular arasında.

64168d8b66aaaadbc3f5d14303004fec

Diğer ülkelerde aratılan en popüler Pinterest konuları aşağıdaki gibi. Bu araştırmadan göreceğimiz üzere ülkelerin kendilerine göre farklı trendleri var. Ancak genel trendlere bakıldığında daha çok dekorasyon, Kendin Yap Projeleri (DIY) ve yemek tariflerinin farklı şekillerde aratılsa da 2015 yılının ortak konuları arasında olduğunu görüyoruz.

Fransa
Brezilya
İngiltere
Almanya

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

WOMM

Reklam bir süreçtir. Burada bahsettiğim reklam televizyonda izlediğimiz bir reklam ya da gördüğümüz bir afiş değil. Kavram olarak, bütün olarak, sanat, bilim, eğlence, para… olarak reklam bir süreçtir. Bu süreci yaşarken bizi zamanın koşullarına göre ilerletmesini, bir yerden alıp başka bir yere götürmesini istediğimiz araçlara bineriz. Günümüz dünyasında reklamcılık yolunda ulaşımımızı sağlayan etkin araçlardan biri Word of mouth marketing ve viral pazarlamadır.
Womm teknoloji geliştiği için sıfır kilometre üretilmiş bir araç değildir. İnsanlık tarihinde değiş tokuşun ve ticaretin başladığı ilk zamanlardan bu yana vardır. İşi reklam olsun olmasın herkes şu sözü duymuştur: “En iyi reklamı ürünün kendisi yapar.” İşte Womm budur, bu kadardır.
Profesyonel reklamcılar olarak bizler sadece ürünün dedikodusu yapılırken neler söyleneceğini belirlemeye çalışırız.
Womm için Türkiye’de ağızdan ağza pazarlama, kulaktan kulağa pazarlama gibi karşılıklar üretilmeye çalışılmıştır. Lakin bunlar Womm’a karşılık olmak için yeterli değildir. Söylenti bir nebze daha yakındır, ama ben dedikodu pazarlama demeyi tercih edeceğim. Yanlış anlaşılma olmasın; hiçbiri hatalı değildir, sadece tek başlarına eksik kalmaktadırlar.
Womm, bir dedikodu yaratma, bunu konuşturma ve yayma ve böylece akılda kalmayı ve hatırlamayı sağlama sürecidir.

WORD OF MOUTH MARKETING NEDİR

Ürününüzü veya servislerinizi kullanan tüketicilerin, o ürün veya servis hakkında olumlu tecrübelerini çevrelerine yani potansiyel müşterilere aktarmasına kulaktan kulağa (ağızdan ağza) pazarlama denir. Tüketiciler olumlu tecrübelerini aktardıkça ürününüzün veya servisinizin pazarlama mesajı ücretsiz, güvenilir ve odaklı bir şekilde yayılır. Eğer insanlara tanıdıklarına anlatabilecekleri materyal sağlanabilirse insanlar tecrübeleri hakkında konuşmak, kendi fikirlerini paylaşmak için daha istekli olurlar. Ama unutulmaması gereken diğer bir unsur ise kötü bir tecrübe iyi bir tecrübeden daha çabuk yayılır ve daha çok tekrarlanır. İnsanlara sürpriz ve merak faktörleri ile yaklaşıldığı zaman, iyi tecrübelerinin de kötü bir tecrübe kadar çabuk yayılması sağlanabilir çünkü insanlar onlara yapılan sürprizler hakkında konuşmayı severler. Word-of-Mouth Marketing aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Yeni olan, insanların doğasında var olan bu özelliğin bir pazarlama aracı olarak kullanılmaya başlanması ve hızla gelişen teknolojidir. İnternet sayesinde Word-of-Mouth Marketing dalgaları yaratılabilmek mümkündür. WOMM yeni bulduğu arkadaşı ile yaratılması daha kolay ve etkisi daha güçlü bir pazarlama aracına dönüşmüştür.

Image
WORD-OF MOUTH MARKETING’İN KAZANÇLARI

Word-of-Mouth Marketing yıllardır gücü göz ardı edilmiştir. Aslında göz ardı edilmiş değil de bütünleşik pazarlama iletişimi sürecinde kullanılan metodlar arasında kendisine ancak sıra gelmiştir. Diğer pazarlama metotlarından daha etkili olan bir yöntem olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ya da şöyle denebilir oyuna tam onun tarzında bir oyuncuya ihtiyaç varken dahil oldu. Tüketiciler, ürün/hizmet bilgisini, kendilerine yakın olan başka tüketicilerden öğrenmeyi ister ve onların değerlendirmesine güvenirler. Çünkü bizlere güvenmezler. Bize, yani reklamcılara, sürekli kendilerini kandırmaya çalışan profesyoneller olarak bakarlar. Word-of-Mouth Marketing karar verme sürecini çabuklaştırmada en etkili yollardan bir tanesidir. Bunun sebebi ise müşteri daha önceden satın alma kararının nasıl verildiğini bir reklâm yerine kendisi gibi aynı konumda bulunmuş diğer müşterilerden öğrenir ve alınan kararın başarılı bir şekilde işlediğini görmüş olur. Halbuki ürünü kullanan da bizim yaptığımızdan çok farklı bir reklam yapmamaktadır ama tüketicinin algısı bu şekilde işlemektedir. Amacı tüketicilere bir mesaj iletmeye çalışmaktan ziyade verilecek mesajı onlarla beraber yaratmak olan Word-of-Mouth Marketing, tüketicileri kampanyanın bir parçası yapar. Onlara konuşmaz onlarla birlikte konuşur. Word-of-Mouth Marketing müşterinin kendi sesi olduğu için potansiyel müşteriler tarafından daha güvenilir ve daha açık bulunulur ki bu da satın alma sürecini kısaltır. Müşteriler arasında diyalog kurulduğu zaman, marka da müşterinin içinde bulunduğu topluluğun bir parçası olmaya başlar ve müşterileri gelecekteki pazarlama kampanyalarının mesajları için daha açık konuma getirir. Eğer müşteriyle olumlu bir diyalog kurulursa her olumlu yorum yapan müşteri sizin için güvenilir ve bağımsız birer marka elçisine dönüşür ve markanızın imajını yükseltir.

ETKİLİ BİR WOMM KAPMANYASI FORMÜLÜ

Bunları maddeler halinde sayarak açıklayacağım.
Bilgi İleticilere Ulaşarak Kampanyaya başlarken fikirlerini paylaşmaya yatkın olan insan veya insan gruplarını belirlemek gerekir. Kampanyanızın başlangıç noktası olarak, toplumun geri kalan %90’nının satın alma kararını etkileyen bu %10’luk kesimin profesyonelce kullanılması gerekir. Burada önemli bir nokta vardır, ince bir çizgi. İnsanları kullanmak, onlardan faydalanmak ya da onları sömürmek değildir. Kontrolün kaybedilmesi durumunda WOMM geri tepebilir ve onarılması güç etkiler bırakır.
Toplum İçinden Düşüncelerine Önem Verilen Ya Da Yaşam Tarzlarıyla Etkili Olan Topluluklarla Çalışarak Topluluktaki bireylerin düşüncelerini nerde, ne zaman ve ne şekilde paylaştıklarını incelemek ve sonuçlara göre bu topluluğa materyal sağlamak gerekir. Bu noktada profesyonel toplumbilimcilerden veya psikologlardan destek alınabilir.
İnsanlara Konuşacak Bir Şeyler Vererek
Tüketicileri ve potansiyel tüketicileri ürün ve servisleriniz hakkında eğitmek gerekir. Günümüzde örnekleri yaygın şekilde bulunmaktadır. Fotoğraf makinesi firmalarının ürünlerini satın alanlara fotoğraf eğitimi hediye etmesi en etkin işe yarayan yöntemlerden biridir.
Müşteriler Arasındaki İletişimi Yaratarak ve İnsanları Birbirine Bağlayarak Forumlar ve bloglar oluşturarak veya sosyal ağlar ile beraber çalışarak müşterilerin yorum yapabilecekleri bir zemin hazırlanmalıdır. Bazı firma ve markaların düştüğü gibi, gelen olumsuz yorumların silinmesi hatasına düşülmemelidir. Hırsını alamayan insan, içindeki olumsuz düşünceleri daha da büyüterek anlatabileceği ve aktarabileceği bir yer illa ki bulacaktır. WOMM’un kontrolünün kaybedilmemesi çok önemlidir.
Tüketiciler Arasındaki İletişimi Cesaretlendirerek Ürünün günlük konuşmalar içinde geçebilmesini ve anlatımını kolaylaştıracak araçlar geliştirmek gerekir. Bu noktada yaratıcı ekipler ve özellikle reklam ve metin yazarları devreye girmektedir. Üzerinde ısrarla durduğum WOMM’un kontrolünün kaybedilmesi durumunun en büyük panzehiri bu ekibin elindedir. Metin yazarları markalarıyla ilgili ürettikleri metinler, sloganlar vb. ile tüketicinin ürünü tükettikten sonra hakkında nasıl konuşacaklarına yön vermelidir.

WOMM KAPMANYASI PLANLAMA SÜRECİ

Diyalog Yaratarak Pazarlama:

İlgi çekici ve eğlendirici reklâmlar, promosyonlar ya da aktiviteler düzenleyerek marka müşteri için unutulmaz hale getirilir.
Virütik Pazarlama:

Eğlenceli ve bilgi verici mesajlar içerecek şekilde hazırlanan e-posta, advergame gibi internet bazlı uygulamalarla insanların ürünü ya da servisi konuşmasını sağlamak amacıyla yapılır. Her gün elektronik posta kutumuza gelen elektronik postalar da bu kategoride yer almaktadır.
Sosyal Bir Gruba Göre Pazarlama (Community Marketing):

Ürününüzün, ürününüzü kullanmaya yatkın insanların veya aynı ilgi alanını paylaşan insanların bulunduğu gruplar arasında konuşma yaratacak şekilde pazarlanması gerekir. Bilgisayarlar üzerine açılmış bir forumda sattığınız Mouse markası ile ilgili dedikodu yapabilir ya da direk pazarlayabilirsiniz. Bilgisayar kullananların ne kadarı mouse’a ihtiyaç duymaz ki!
Grassroots Marketing :

Toplum gönüllülerinin organize edilerek yöresel ya da bireysel olarak ürünün tanıtılması ve konuşmalara eklenmesinin sağlanmasıdır.
Marka Elçilerine Pazarlama:
İki yöntem ile işler. Marka elçileri yetiştirerek onlara liderlik görevi verilebilir ya da firma kendi marka elçilerinin yaratılmasını planlayabilir. Göründüğü kadar zor değildir. Ürününüzü piyasaya çıkmadan önce, araştırmalarınız sonucunda seçtiğiniz bir kişiye verirsiniz. Daha sonra, yine ürününüz piyasa çıkmadan, seçtiğiniz kişinin çevresindeki belli bir gruba da ürününüzü verirsiniz. Ürününüzü piyasaya çıkmadan önce kullanan bu insanlar önce çevrelerinde sonra da çevrelerinin çevrelerinde ilgi çekeceklerdir ve sizin adınıza markanızın tanıtımını yapacaklardır. Karışık gibi; ama güzel.
Ürün Yerleştirme:

Nerdeyse herkes televizyon seyrediyor. Televizyon seyreden herkes dizi izliyor. Mutlaka şu ibareyi görüyorlar: “Bu programda ürün yerleştirme bulunmaktadır.” Dizilerde yapılan bu ürün yerleştirme teknolojik imkanların kullanılarak yapıldığı ürün yerleştirme yoludur. Bir de teknolojiye gerek duyulmadan, en azından televizyon kadar, yapılan ürün yerleştirme vardır. Ürününüzü doğru zamanda doğru insanlara, toplum içinde etkileme gücü olan insanlara, ulaştırmanız gerekir. Onları ürününüz hakkında bilgilendirerek (numuneler, broşürler, kataloglar vb.) ürünleriniz veya servisleriniz hakkında konuşmaya teşvik etmelisiniz. Bir nebze marka elçilerinizi yaratma süreciyle de ilintilidir.
Gündem Yaratarak Pazarlama:

İnsanların marka ile ilgili konuşmasını sağlayacak haberler ya da etkinlikler yaratmaktır. Bu noktada hem örnek olacak hem de WOMM’un Gerilla Pazarlama ile güçlü bağını anlatacak bir kampanya anlatacağım. Microsoft firması, MSN 8’in tanıtımları için bir parti ve tanıtım etkiliği tertip etmeye karar veriyorlar. Bunun için MSN 8’in simgesi olan kelebeklerden 150.000 adet yaptırıyorlar ve bunların merkez binalarından Central Park’taki parti alanına kadar yapıştırılmasını sağlıyorlar. Binalarından parti alanına kadar kelebeklerden bir yol çiziliyor adeta. Görsel olarak güzel bile denebilir aslında ama dükkanının vitrinine, evine, ofisine hatta arabasına kelebek yapıştırılan insanlar galeyana geliyor. İşin içine belediye, valilik vs. de karışınca Microsoft hemen devreye giriyor. Bir basın açıklaması yapılarak tüm sorumluluk üstleniliyor ve temizleme garantisi veriliyor. Microsoft, hiçbir yapıştırıcı kullanmadan üretilmesini sağladığı bu kelebeklerin 3 saat içinde tüm şehirden toplanmasını sağlıyor. Kelebekler statik elektrik ile tutturulduğu için hiçbir iz ya da leke de bırakmıyor. Peki ne oluyor? Bu olay hakkında 400.000’in üzerinde haber yapılıyor ve 72 ayrı kitaba konu oluyor. Mükemmel bir gerilla pazarlama örneği. Gerilla pazarlamanın WOMM’a dönüşme süreci için harika bir planlama ve hepsinden önemlisi, tekrar vurgulayacak olursak, WOMM’un çok doğru şekilde yönetimi.

WOMM’U YÖNETMEK

Yönetilmiş WOMM bireylerin gönüllü olarak WOMM kampanyalarına katılmaları ve kazandıkları bilgileri sosyal çevreleriyle paylaşmayı kabul etmeleriyle gerçekleşir. Gönüllü olarak katılımcı olan insanlar yapı olarak sosyal hayatta daha etkinlerdir. Fikirlerini ve tecrübelerini anlatmayı severler. WOMM kampanyalarına dahil edilecek bu erişim ve etki
gücü yüksek bireylerin, WOMM adına gerçekleştirdikleri aktivitelerin raporlanmasıyla WOMM kampanyalarının etkisi ölçülür.

MÜŞTERİNİZ NEREDEYSE SİZ DE ORDA OLMALISINIZ. WOMM BUNU GEREKTİRİYOR

2009 Nisan’ında kötü bir fırtına sırasında Amy Ravit Korin dışarıdan birkaç pizza söylemeye karar verir, çünkü akşam planları arasında yemek yapmak yoktur. Amy siparişini Dominos Pizza’dan, internet üzerinden, (tüm bu süreçte tek bir insanla dahi konuşmadan) vermeye karar verir. Bu durumda beklenti siparişin kusursuz ve hatasız olmasıdır çünkü Amy internete tam olarak ne istiyorsa onu yazmıştır. Ama işler beklendiği gibi gerçekleşmedi. Siparişin gelmesi bir saatten uzun sürdü ve üstüne bir de gelen ürün sipariş ettiği değildi. Amy hırsını almak için Twitter’a girdi ve hissettiklerini paylaştı. Amy, kısa bir süre sonra şaşırtıcı bir gelişme yaşadı. Chicago bölgesinde pek çok Dominos Şubesinin sahibi olan Ramon De Leon’dan bir tweet aldı. Bay Leon Amy’nin tweetini anlayışla kabul etti ve durumu düzeltmeye söz verdi. Amy muhtemelen yanlış gelen pizzanın yerine yenisini bekliyordu. Olacaklar hakkında hiçbir fikri yoktu. Ertesi gün uyandığında siparişi verdiği şubenin müdürlerinin kendisi için bir video hazırlamış olduğunu gördü. Video belki de bir işletme sahibinin görebileceği en iyi 2,5 dakikalık videoydu. Dominos temsilcilerinin özürlerini içeriyordu. Bahane değil, sadece özürler. Daha da önemlisi video bu özürdeki içtenlik ve samimiyeti hissettiriyordu. Amy videoyu gördüğünde çok şaşırmıştı. Sonuçta Twitter’da bir milyon takipçisi yoktu, Rihanna ya da Lady Gaga da değildi; Amy sadece memnuniyetsiz bir müşteriydi. Evet, farkına varılmış olması gerektiği üzere anatar kelimemiz müşteri. Amy videoyu başkalarına da iletti. Video tüm dünyada 100.000’in üzerinde seyredildi. Tabi burada üzücü olan, bu videonun bu kadar izlenmesinin esas sebebinin bu tarz durumların milyonda bir yaşanması. İnsanlar bir konuda şikayetçi olduklarında bekledikleri ilk şey telafi değil, seslerinin duyulduğunu hissetmektir. Önemli olduklarını ve sizin de onlara önem verdiğinizi hissetmek isterler. İşte Ramon De Leon’un yaptığı tam olarak buydu: önem vermek ve bunu hissettirmek. Peki Ramon ne yaptı ve neyi başarmış oldu? Öncelikle Amy’den gelen şikayeti hızla kabul etti. Savunmaya geçip Amy’yi daha çok yükseltmedi. Biliyordu ki kendisi araya girse de girmese de kulaktan kulağa süreci işleyecekti. Eğer devreye girmeseydi WOMM kontrolü dışında işleyecekti. Ramon De Leon olumsuz bir durumu aldı ve kat ve kat olumlu hale dönüştürdü. 100.000’in üzerinde izlenilen özür videosunda başroldeki Dominos’tu ve izlenme sayısına denk olarak marka adı da duyurulmuş oldu. Sosyal ağlar, firmalar için, içi kendi ürünlerinden ve rakiplerden konuşan insanlarla dolu odalar gibidir. Böyle bir oda olsa bir marka olarak içeri dalmaz mıydınız? Sosyal ağları takip etmediğinizde bu odalara girmemiş olursunuz. Kapıya kulak dayayabilir ya da bardağı duvara yapıştırabilirsiniz; ama odaya girdiğinizdeki etkiyi alamazsınız. Odaya girdikten sonraki süreç de önemlidir. Odaya kendinizi kaptırıp varlık amacınızı unutmamalısınız. Orada bulunuş sebebiniz dinlemektir, konuşup başkalarının konuşmasını engellemek değil.

Firma adlarını, belli konuları Twitter’da takip etmek için yazılımlar geliştirilmiştir. Facebook’un arama motoru ise bu konuda oldukça yeterlidir. Aynı zamanda googleda da bulunabilir oluşu daha büyük bir artıdır. Odaya girmek, insanları dinlemek ve WOMM’u yönetmek gerekir.

WOMM YAPMA NEDENLERİ

Pozitif Nedenler:

  • Lansman öncesi yapılan kampanyaların getirdiği ayrıcalıklı olma hissiyatını sağlamak ve ego tatmini yaratmak
  • Başkalarını düşündüklerini göstermek, çevrelerine faydalı olmak
  • Ürünle ilgili olarak yaşadıkları tecrübeyi paylaşmak
  • Kendilerini geliştirmek
  • Sevdikleri bir şirketin daha iyi olmasını sağlamak (marka devamlılığı) amacıyla Womm yaparlar.

Negatif Nedenler:

  • Başkalarını düşündüklerini göstermek ve uyarmak
  • Negatif tecrübenin yarattığı huzursuzluğu azaltmak
  • Soruna çözüm getirecek bir öneri bulmak amacıyla
  • İntikam almak amacıyla Womm yaparlar.

“Yunus Emre Akar”

Sosyal Medya Reklamcılığı

Arama motoru reklamcılığı halen online reklam pastasının en büyük parçası olmasına rağmen BIA/Kelsey, sosyal medyada online reklam ekonomisinin 2015′te 8.3 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Arama motoru reklamcılığının önümüzdeki senelerde daha geri planda kalmasına neden olacak bu gelişme ile sosyal medya daha fazla önem kazanacak.

BIA/Kelsey’in yaptığı araştırmaya göre 2010 yılında $2.1 milyar olan sosyal medya reklam gelirleri 2015 yılında $8.3 milyara ulaşacak ve U.S. local medya yıllık tahminlerine göre yıllık büyüme oranı %31.6 civarında olacak.BIA/Kelsey’in analist ve program müdürü Jed Williams Facebook’un reklam gelirlerinde baskın bir pay almasının süpriz olmadığını söylüyor.

Yapılan araştırmalara göre sosyal medya hayatımıza yerleştikçe reklam verenlerin de ilgisini arttırarak bu alanda bütçelerini arttırmaya yönelik medya planları yapmasına neden olacak.Durum böyleyken her geçen gün sayıları artan sosyal medya ajansları bu konuda kendini geliştirmiş uzmanlar arayışına girdiler ancak sosyal medya, yapısı gereği tüketiciyle şimdiye kadar olmadığı kadar birebir iletişim gerektiriyor. En ufak bir yanlışın bir anda krize dönüşebilme olasılığının büyük olduğu bu mecranın yönetimi, işte bu nedenlerle çok önemli. Peki bu hem önemli hem de riskli mecranın yönetimini marka kendi içinde mi yapmalı yoksa bu konuyu uzman bir ajansın ellerine mi teslim etmeli?

Bu konuda görüşler birbirinden ayrılsa da sosyal medya ajansıyla çalışma yoluna giden şirketlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.SocialMediaExaminer.com tarafından yapılan Nisan 2011 tarihli 2011 Social Media Marketing Industry Report (2011 Sosyal Medya Pazarlama Sektörü Raporu), sosyal medya hizmetlerini dışarıdan alan şirket sayısının geçen yıla göre %14’ten %28’e yükseldiğini gösteriyor.

Türkiye’de sosyal medyada aktif markaların pek çoğunun tüm sosyal medya yönetimini bir ajansa teslim ettikleri ya da proje bazlı da olsa bir ajansla çalıştıkları göze çarpıyor. Ancak yine de aktif makalar listesinde sosyal medya çalışmalarını kendi yürütmeyi seçen markalar da var. Peki kim hangi nedenlerle ajanstan hizmet almayı tercih ediyor; kim, neden yönetimi kendi üstlenmek istiyor? Sosyal medya yönetimi ajanslara verilmeli mi? İşte görüşler…

“Ajans marka ruhunu yansıtamaz”

Avea Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Hakan Kaplan

socialbakers.com’a göre Facebook’ta 1 milyon 300 bine yaklaşan takipçisiyle Türkiye’nin en çok “beğenilen” markası konumunda bulunan Avea, sosyal medya yönetimini kendi bünyesinde yapmayı tercih ediyor. Bu tercihin nedenini Avea Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Kaplan şu sözlerle açıklıyor: “Sosyal ağlarda neredeyse tüm kullanıcılar gerçek kişilikleri ve profilleri ile yer alıyorlar. Bunun, sosyal medyanın bu kadar güçlü olmasında önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz. Durum böyleyken, markaların da bu mecrada gerçek kişilikleri ve iletişim tarzları ile varlığını sürdürmesi gerekiyor. Markaların bu ortamda en iyi temsilinin, bizzat marka içerisinden seslenen, markayı her gün yaşayan ve deneyimleyen kişiler tarafından yapılabileceğine olan inancımız sebebiyle bu mecranın yönetimini içeride, Avea ekibi ile sürdürülmesini tercih ettik. Şirket dışı kaynaklar kullanarak kurulan iletişimde marka ruhunun tam anlamıyla yansıtılamayacağını düşünüyoruz.”

“Ajans avantaj sağlıyor”

TTNET Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı İlker Koçak

Bunun yanında sosyal medya yönetimini tamamen ajansa teslim eden markalar da oldukça fazla. Bunlardan biri Türkiye’de sosyal medya ajansı kullanmaya başlayan ilk markalardan olan TTNET. İlk kez Kasım 2009’da sosyal medya departmanını kurduklarını belirten TTNET Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı İlker Koçak, bir ajans ile birlikte çalışmanın avantajlarını şöyle anlatıyor: “Ajansın sosyal medya sektörü hakkında uzmanlaşmış kadrosu sosyal medya iletişimimize yön veriyor ve bizim ihtiyaçlarımıza uygun projeler geliştirilmesinde avantaj sağlıyor. Özellikle ajansımızın dijital pazarlama konusundaki yenilikleri takip kabiliyeti ve yorumlama yeteneği TTNET’in dijital iletişimine yön veriyor. Sosyal medyada 7/24 desteğimiz var ve ajansımız bu konuda da destek oluyor.”

Hesap yönetimi içeride, özel projeler ajansta

Starbucks Türkiye Pazarlama ve Kategori Direktörü Gülben Tuncaakar

Ayrıca sosyal medya yönetiminin büyük kısmını kendi bünyesinde yapan ancak proje bazlı olarak ajanslarla çalışmayı tercih eden markalar da var. Bunlardan biri olan Starbucks Türkiye, tüm Twitter ve Facebook hesaplarının yönetimini kendi ekibi ile gerçekleştiriyor, bunun yanında raporlama ve bazı özel projeler için ajans desteği alıyor.Starbucks Türkiye Pazarlama ve Kategori Direktörü Gülben Tuncaakar, Starbucks içindeki ekibin hem Facebook hem Twitter hesaplarını gün içinde düzenli olarak takip ettiğini ve misafirlerden gelen tüm soru, yorum ve geri bildirimlere tek tek geri dönmeye çalıştıklarını belirtiyor. Bunun yanında ajans desteği aldıkları raporlamanın anlık olarak yakalayamadıkları ama gün içinde Starbucks’tan bahseden tüm misafirlerinin beklenti ve sorularına çok daha hızlı yanıt vererek aksiyon almalarına olanak sağladığını ekliyor. Starbucks ayrıca misafirlerinin interaktif katılımını sağlamaya yönelik projelerde de ajans ile çalışmayı tercih ediyor. Tuncaakar, “Bu çalışma yöntemi bu alandaki güncel uygulamaları takip etmemiz ve ajansın bilgi birikiminden faydalanmamız açısından bizlere çok yardımcı oluyor” diyor.

Ajans desteği hangi konularda alınıyor

2011 Social Media Marketing Industry Report sonuçlarına göre şirketler bazı konularda sosyal medya ajanslarının desteğine daha çok başvuruyor. Bunların başında tasarım, geliştirme, içerik üretimi ve raporlama/ölçümleme geliyor. Ancak en az ajans desteği alınan konular olarak topluluk yönetimi ve etkinliklerin canlı “tweetlenmesi” görülüyor.

Project House Yönetici Ortağı Serhat Akkılıç

Bu araştırmada ortaya çıkan sonuçlara benzer olarak Project House Yönetici Ortağı Serhat Akkılıç, sosyal medya yönetiminde kuruma da düşebilecek görevler olduğunu belirtiyor ve “Sosyal Medya’nın kurum içi operasyonlarına kilitlenmesi gereken müşteri ilişkileri yönetimi alanı, Sosyal CRM’in kurum içindeki operasyonel tarafı, topun kuruma düştüğü yerler olabilir. Ancak bu durum bir ajans ile çalışmamak gibi radikal bir karardan ziyade, bu dikey alanlara odaklı iç kaynak kullanımına gidip, diğer alanlarda bir iş ortağına ihtiyaç duymayı da gerektirebilir” diyor. “Kendi beyin ameliyatlarını kendileri yapmak isteyen markalar tabii ki olacaktır, ama bu dünyanın tüm fırsatlarını planlı olarak değerlendirmek isteyen kurumlar işin bir kısmını kendi içlerinde yapsalar da mutlaka bir ajans yapısından destek almaları gerekecek” diyen Akkılıç şöyle devam ediyor sözlerine: “Ayrıca bu alanı marka için kullanabilmek tek düzlemli bir oyun alanı değil. Pek çok farklı yetenek setlerini (strateji, yaratıcı fikir, yayıncılık yeteneği, camia yönetme, kriz yönetimi, teknoloji geliştirme…) marka tarafında istihdam edip uzmanlaşmak, kurumsal yapılarda bu ruhu yaşatmak çok kolay olmadığı için ajans yapısına ihtiyaç kaçınılmaz olacak.”

“Sürekli mesaj veriyorsan ajansa ihtiyacın var”

Dekatlon Buzz Genel Koordinatörü Anıl Altaş

Dekatlon Buzz Genel Koordinatörü Anıl Altaş da marka bilinirliği için yeterli bütçesi olmayan şirketlerin sosyal medya hesaplarını ajans yardımı almadan, daha küçük operasyonlar çerçevesinde yapılandırabildiklerini dile getiriyor. Ancak kullanıcılara ve tüketicilere sürekli mesaj vermek durumunda olan markalar için, bu mesajların geri dönüşleri de düşünüldüğünde mutlaka profesyonel bir destek alınması gerektiğini vurguluyor. Atlaş, sosyal medya ajanslarıyla çalışmanın getireceği avantajları ise şöyle sıralıyor: “Konvansiyonel medyada ölçümün ve geri beslemenin zor olacağı detaylı birçok veriyi, sosyal medya profesyonellerinin analiz etmesi sonucunda, proaktif çalışmalar için markaya en doğru hedef kitle araştırmalarının sunulması önemli avantajlardan. Tabi bu sadece tek bir dinamik. Bunun dışında sosyal medyada iletişim dili stratejisini ve hangi mecralar üzerinden marka topluluklarının yönetileceğini profesyonel sosyal medyacılara bırakmak gerekiyor.”

Ajans markanın sesi olabilir mi?

Anlık tepki vermek ve markanın sesi görevini üstlenmek gereken bu mecrada tüketiciyle birebir iletişimi marka dışında bir ajansın yürütmesi bir riski de beraberinde getiriyor. Peki ajansla çalışan markalar bu riskin önüne nasıl geçiyorlar?

Bu konuda ortak görüş, marka tarafında ajansla sürekli ilişki halinde bir sosyal medya ekibinin konumlandırılması gerekliliği.
TTNET, ajanslarıyla uzun süreli çalışmalarının ajansın markayı iyi tanıması sonucunu doğurduğunu belirtiyor ve “Bizim tarafta sosyal medyaya destek veren bir ekibin çalışması ve ajans ile iletişimde doğru programların kullanılması sosyal medyada alınması gereken aksiyonların süresini azaltıyor” diyor.

Altaş da bu konunun önemine dikkat çekerek, “Ajanslar, çalıştıkları markaların kurumsal hassasiyetleri hakkında mutlaka bilgi sahibi olmak durumundalar. Bu noktada hızlı aksiyon alınması için gereken en önemli şey, marka tarafında da ajansın ihtiyaçlarına cevap verecek çalışanların sürekli aktif olması ve koordinasyonu en hızlı şekilde sağlamasıdır” diyor.

Akkılıç ise iyi bir planlamanın önemini vurguluyor ve “Doğru operasyonel planlama, yetki yönetimi, kural setlerinin tanımlanması, neyin, kim tarafından ne zaman ve nasıl iletişileceğine karar verilmesi gibi, bizim Project House olarak Sosyal Medya danışmanlık hizmetlerinde cevapladığımız soruların cevaplanması şart. Aksi takdirde bu işi değil ajansta, kurum içinde farklı departmanlar arasında bile yönetmek çok zor hale gelir. Eğer doğru planlanmış bir operasyon süreci varsa, meselenin ajans tarafında veya müşteri tarafında yürütülmesi anlık cevap verilmesi sorunundan ziyade, başka kriterlerin kararı haline gelir” diyor.

Sizin görüşleriniz ne yönde? Sizce markalar müşterilerimle kendi sesimle konuşmalıyım deyip sosyal medya yönetimini kendisi mi yapmalı yoksa bir ajansın tecrübesinden faydalanmak için kendini bir sosyal medya ajansına mı teslim etmeli?

Kaynak:webrazzi.com